+A A -A

Akif Hakkında Söynenenler, Doğumu, Babası ve Eğitimi

-A A +A

Akif, 1873 yılında İstanbul’un, şimdi Vatan Caddesi’ne karışmış olan Sargüzel semtinde dünyaya gelmiştir. Annesi Şerife Hanım, gerek anne tarafından ve gerekse baba tarafından Horasan’a dayanmaktadır. Babası Arnavut zade Mehmet Tahir Efendi, Fatih dersiâmlarındandı. Kendisi İpek’in Şuşişe köyündendi. Temiz bir insandı. Başka Tahirlerle karışmaması için İpekli temiz Tahir Efendi olarak bilinir ve Akif’in ilk hocasıdır. Akif, mahalle mektebi ve rüşdiyeden sonra yüksek tahsilini Halkalı’da yeni açılan Baytar Mektebinde tamamlamış, mektebi birincilikle bitirmiştir. Türkçe, Farsça, Arapça ve Fransızca derslerinde daima okul birincisidir. İşi ve mesleği icabı Mısır’da, Bosna’da, Arabistan’da bulunmuş, halkla sıkı temaslar kurmuştur.

            Akif şiirlerini, Türkçeye pek de uyum sağlayamayan aruz vezniyle yazmıştır. Aruz, Akif’in dilinde balmumu gibi uyumlu bir hal almıştır. Bazı şairler, şiirlerini aruz vezniyle yazmışlar ama kulağı tırmalayan seslerden kurtulamamışlardır. Akif de aruz tam bir uysallık gösterir. Öfkesini de, sevincini de, nefretini de, övgüsünü de pek güzel ifade eder.

            Mesela “Kocakarı ile Ömer” şiirinde söylettiği:

            Ömer de kim? Benim ondan kerim adamdı babam! Mısrası, onun isyanının öfkesini ifade eden bir tondadır.

            Yabancılardan yardım dilenmenin hüznünü ve fetihler devrinin hicranını anlattığı;

            Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri

            Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri, mısrası böyledir.

            Aruz veznini Türkçeyle bağdaştırmadaki hâkimiyet ve kudreti o kadar meşhurdur ki, bu konuda Süleyman Nazif’in, tabii biraz da şairane bir ifadeyle, aşağı yukarı şu mealde bir söz söylediği rivayet edilir:

            “Cenabı-ı Hak, Kur’ân’ı Kerimi Türkçe olarak göndermeyi murad etseydi, bu vazifeyi Cebrail’e değil, Mehmet Akif’e verirdi.”

                        “SİZ BÜYÜK ŞAİRSİNİZ AKİF BEY”

            Akif, son şiirlerinden birini daha yazmış, arkadaşı ve yakın dostu Mithat Cemal Kuntay, çok beğendiği bu şiirini okuması için onu zamanın şair olan Milli Eğitim Bakanı Recaizade Mahmud Ekremle tanıştırmak üzere randevu istemiş ve Bakanın evine birlikte gitmişlerdir. Hava soğuk bir kış günüdür. Kuntay ve Akif, Bakanın kabul odasına alınırken Kuntay paltosunu çıkarmış, Akif, ceketinin üzerindeki karları çırpmıştır. Soba yeni yanmış ama oda soğuktur. Kuntay bu durumda Akif’i getirdiğine pişman olmuş gibidir. Nihayet Bakan başında pelüş takke, üstünde apartman gibi kocaman ropdöşamr, ayaklarında şişman pantuflar olduğu halde odaya girer. Bu sırada Akif ceketinin düğmelerini ilikler. Kuntay’ın buna da canı sıkılır ve bu durum için; “Akif, benim o kadar büyük şairimdi ki, onu kimseye hürmet vaziyetinde görmeğe tahammül edemiyordum” demektedir. Hoş beşden sonra nihayet, Kuntay, Akif’i üstad Recaizade Mahmud Ekrem’e takdim eder ve “Akif Bey size bir şiirini okumak istiyor” der. Üstad Ekrem susup birden bire: “Uzun mu?” diye sormaz mı?

            Kuntay, bu soruya dayanamaz çekip gider diye düşünürken, Akif gayet mütevazı davranmaktadır. Akif, “Pek uzun değil, efendim” der ve şiirini okur. Akif okudukça üstâd Ekrem beğendiğini ifade eder tarzda başını sallar, Kuntay’ın yüzüne tebessümle bakar ve Akif’den başka şiirler okumasını da ister. Akif birkaç şiir daha okuduktan sonra Bakan Ekrem:

            -Ah efendim, anlatamıyorum ki, benim istediğim şiir işte bu. Dinlerken doydum efendim, diyor, sonra da Akif’e dönerek:

            -Siz büyük şairsiniz Akif Bey, diyordu.

            Daha sonraları bu görüşme, Akif şiir okuyacağı zaman “uzun mu?” diye Mithat Cemal Kuntay’ın espri konusu olmuştur.

            Evet, Akif büyük şairdir. Ona “Koca Akif” denmesi boşuna değildir.

(Gelecek hafta, Akif’in Vizyonu ve Misyonu)

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 10.08.2018 - 17:28 -499-
Bu sayfayı paylaşın :