+A A -A

Allah Kerimdir

-A A +A

                24 HAZİRAN 2018 baskın erken SEÇİM in sosyolojik analizi

                16 NİSAN 2017 anayasa referandumunda “önce EVET sonra ALLAH kerimdir” diye yazmış eş ve dostlarıma da “EVET” kampanyasına katılma çağrısı yapmış idim.

Adeta “değiştirilemez kutsal bir düzen” gibi görülen siyasal ve ekonomik istikrar üretmeyen seksen yıllık eskimiş bu köhne yönetim sisteminin değiştirilmesi taraftarı oldum. Şimdi de aynı kanaati çok kuvvetli olarak taşımaktayım.

Nasıl ki 1945 II. cihan harbi sonrasında Batıda esen “çok partili demokratik parlamenter” rüzgarlardoğuya doğru estiğinde TÜRKİYE olarak “tek partili” sistemden “çoğulcu çok partili” sisteme geçişi yumuşak bir biçimde yapabildi ise şimdi de yeni dünya konjonktürünün gerektirdiği eksende TÜRKİYE olarak kendine özgü “partilisi fazla denge ve denetlemesi az ancak sıfır barajlı ittifak sistemiyle temsilde adaleti sağlayan” bir yönetim sistemi olarak bürokrasi ağırlıklı hantal devlet yapısını “fonksiyonel devlete” dönüştürebilecek “cumhurbaşkanlığı yönetim modeline” geçişin ilk SEÇİMİNİ yapmış olacağız.

Bu yeni “yönetim modeli” ilklerin yaşanacağısiyasal bir tecrübe olacaktır.

Çünkü ilk defa genel seçimlerde % 50 artı bir OY ile cumhurbaşkanı seçilecektir.

Bu hal siyasal anlamda partilerin BLOKLAŞMASINI zorunlu kıldığından “ sıfır barajlı ittifak sistemini” de yasal hale getirmiştir. İTTİFAK yapan partiler de kendi aralarında yine DONT sistemine göre parlamenter sayılarını belirlemiş olacaklardır.

Netice olarak bundan böyle TÜRKİYE genel seçimleri partiler arası oluşturulacak BLOKLARIN rekabeti neticesinde İKTİDAR ve PARLAMENTO şekillenmiş olacak ve parlamenter sistemin koalisyon rejimleri tarihin tozlu sayfalarına terkedilmiş olacaktır.

Ancak ben siyasi iktisadi ve sosyolojik istikrar üretmesini beklediğimiz bu“yeni kalkınma YÖNETİM modeline” üslup ve davranış olarak siyasal REKABETİN “yumuşak geçiş” ortamında olması taraftarıyım.

Düşmanca tavırlarla yapılan siyasal mücadele neticesindeoluşanSERT geçişler

“keskin SİRKE küpüne zarar verir” misalinde olduğu gibi ÜLKEYİ her daim kutuplaştırarak güç zehirlenmesi hastalığını artırmakta ve siyasal REKABETİN “DİNİ kavramlar” ile dostluklar ve düşmanlıklar üzerinden yapılmasından dolayı da hem içerde ve hem de dışarda kamplaşmayı ve kutuplaşmayı artırmakta ve ülkenin tüm enerjisini de heba edebilecek tehlike ve tehditler de içermektedir.

Siyasal dış meydan okumaları“mefhumu muhalifinden” hareket edip okuduğumuzda

SERT siyasal tavırlar ve de hamaset yüklü dış MEYDAN okuma siyasetleri nin anlamı

DIŞ politikadan aynı ve misli ile karşı meydan okuyuşlarla besleneceğinden ve seçmen kütlelerinin % 70 çoğunluğunun milliyetçi ve muhafazakar reflekslerini kamçılayacağı ve seçimler de SANDIKLARA oy olarak yansıyacağı düşünüldüğünde “muvazaalı bir siyasi AKIL” taşıdığı da madalyonun öbür tarafını ifade ettiğinin ap açık göstergesi demek olacaktır.

Böylesi bir “ters köşe” siyasi bakış açısı ile DIŞ dünya ve ba husus bu siyasal iktidarı istemiyor diye yapılan bir siyasi propagandanın tam tersi neticelerle mevcut siyasal hareketin iktidarını pekiştirmesinden öte hiçbir anlam ifade etmediğini de azıcık siyaset sosyolojisi bilenler için bir kehanet olmasa gerektir.

                Günün sonu itibariyle

ABD nin gerek büyükelçiliğini KÜDÜS E taşıması ve gerekse İRAN ile yapılan “P5 artı bir” NÜKLEER anlaşmasından tek taraflı çekilme politikası TÜRKİYE ile AB ülkeleri (İng. Fr. ve Almanya) arasında asgari bir mutabakat sağladığından inşa ALLAH 24 haziran seçimlerinde yukarıda izah etmeye çalıştığım dış meydan okumalar yerine daha akılcı ve kalıcı bir ittifak zemini olarak değerlendirilmiş olur. Cumhurbaşkanının İNG tere çıkartmasını da bu manada akılcı buluyorum

Ayrıca İSRAİL devletinin körfezin İSLAM ülkeleri ile ve de güney Kıbrıs ve Yunanistan’la gerçekleştirdiği güvenlik ve enerji arz politikaları ile TÜRKİYE ve İRAN karşıtı gerçekleştirdiği güvenlik ittifakı zemininde FİLİSTİNLERE yaptığı saldırgan tutumuna karşı

TÜRKİYE olarak hem BM nezdinde hem AB nezdinde ve hem de yine RUSYA ve İRAN başta olmak üzere bölge ülkeleri ile sağlıklı komşuluk ve ittifak ilişkilerini de devam ettirerek çözüm odaklı bir güç birliği zemini teşkil edecektir.

HÜKÜMETİMİZİN “Filistin katliamı” için aldığı bir dizi tedbiri gönülden destekliyor ve ilan ettiği üç günlük yasa bizler de STK olarak katılıyor ve KÜDÜS Ü işgal eden İsrail in Gazze de sivil direniş sergileyen Filistinlilere karşı yaptığı katliamı ve estirdiği terörü de lanetliyoruz

Şimdi 24 HAZİRAN 2018 baskın ERKEN seçimleri ile

 Yeni YÖNETİM modeline anayasal zeminde ve meşru olarak inşa Allah kazasız ve belasız olarak YUMUŞAK bir GEÇİŞ ile neticeleneceğini umut etmekteyim.

                Burada şu MUHTEŞEM soruyu sormak durumundayız diye düşünmekteyim

                Bir ÜLKE ki “KİM tarafından” yönetilecek

Ya da bir ülke ki “NASIL yönetilecek”

Sorusunun cevabına tüm seçmen kitleleri olarak bu iki hayati konu üzerinde çok iyi düşünülerek odaklanacağımız öneme haizdir.

Birinci şıkta ülke YÖNETİMİ bir siyasinin “karizmatik liderliğine” havale edilirken

İkinci şıkta ülke yönetiminin NASIL olması gerektiği konusunda “kurumsal liderliğe” mi emanet edilmelidir sorusunun cevabı HAZİRAN seçimlerinin NİRENGİ noktasını teşkil edeceği kanaatini taşımaktayım.

“Kurumsal liderlik” ve “hukuk devleti” kavramına belki biraz yabancılaşmış olabiliriz.

Kurumsal liderlik DEVLETİN tüm kurumlarının ortak akıl ve sağduyu ile hukuk düzeni zemininde yönetilmesi anlamına gelir.

Eğer bu KİŞİ seçilmez ise ya da şu KİŞİYİ seçip getiremez isek ÜLKE kaybeder mahvolur gider gibi patolojik siyasal propagandalar ayağı sağlam yere basmayan KABİLE devletlerinde ve AŞİRET düzenlerinde istenen bir yönetim modeli realitesi olduğunu ifade etmeliyim.

Bittabi bu hal“ERKEN baskın bir seçim dir”

İlk olarak hemen ifade etmeliyim ki çok zaman ve imkan israfı olmaması açısından ve de iç ve dış güvenlik tehditleri ve senaryoları açısından elbette ki kayda değer zaman tasarrufu olan isabetlikayda değer siyasal bir inisiyatif olmuştur

İkinci olarak adı üstünde erken baskın seçim olduğundan ne “UYUM yasaları” iktidar tarafından zamanında çıkartılabilmiş ve ne de MUHALEFET gerekli teşkilatlanma çalışmalarını nasıl olsa UYUM yasaları henüz çıkartılmadı diyerek zamanında yeterince tamamlayabilmiş değildir.

                Seçim takvimi başında TBMM de vakti geçmiş “uyum yasalarının” çıkartılması için bakanlar KURULUNA KHK ile yetki verilmesi seçimler öncesinde yeni dönem için hayli mesafe alınacağı da iyi bir beklentidir.

Üçüncü olarak çok önemsediğim “CUMHUR ittifakını” yeni yönetim modelinin mantığına da uygun ve meşru olduğunu ifade ederken eski sistemden yana olan partilerden oluşturulmaya çalışılan KARŞI İTTİFAK cephe çalışmalarının da o kadar meşru ve yeni yönetim modelinin mantığına uygun olduğunu da ifade etmeliyim.

Karşı blokların birbirlerini dini kavramları da kullanarak kara çalma yarışına girmelerini ve ötekileştirmelerini yadırgadığımı da ifade etmek isterim.

Bu nedenle demekteyim ki “tencere dibin kara senin ki de benimkin den kara” diye itham etmemek için SİYASAL rekabeti dostluklar ve düşmanlıklar üzerinden değil ahlak ve hukuk ölçüleri zemininde veHİZMET ve PROJE siyaseti ile hareket edilmesinin bir zorunluluk olduğu kanaatini taşımaktayım.

HİZMET siyaseti derken hemen sıcağı sıcağına ifade etmem gerekiyor ki

ALT YAPI yatırımları başta olmak üzere “ulaşımda enerjide savunma sanayiinde ve de sağlıkta”çok mükemmel standartlara ulaşan olan ülkemizde

İKTİSADİ politikaların ithalat ve ihracata dayalı MAKRO ölçekte planlamalar yapılarak nispi başarılar elde edilmesine karşın içerde süpermarketlerin AVM tüketim mantığı ile yapılandırıldığını bu nedenle MİKRO ölçekte alt gelir düzeyli olan milyonların hayat tarzlarının az dikkate alındığını tespit etmemiz gerekmektedir

Ayrıca RANT mantığı ile hazırlanan bir BÜYÜK ŞEHİR garabet yasası ile milletimizin doğal yaşam tarzı olan tarım ve hayvancılık alanındaki küçük AİLE işletmelerine yasak getirilerek ÜRETKEN hayat tarzından kopartılıp büyük şehirlere GÖÇ ettirilerek hizmet sektörlerinde “asgari ücretle” çalışan yardıma muhtaç ve TÜKETEN yığınlar olarak ŞEHİRLERE mahkum insan kütleleri haline getirilmesi

Ayrıca kırsal kesimin doğal yaşam yuvaları olan KÖYLERİMİZİN de fosil köyler haline getirilmesi ileride çok daha vahim sosyolojik ve siyasal dalgalanmalara gebe olayların en üzüntü verici bir manzara olacağını da şimdiden görmek gerekmektedir diye ifade ediyorum.

İşte bu nedenlerle de diyorum ki

Bütün seçim yatırımlarına ve ucu açık secim vaatlerinerağmen bu aziz ve necip milletin

Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de her siyasal kesimi küstürmemek ve darıltmamak için SESSİZ kalan bu % 51 lik fanatik cemaatçi olmayan fanatik ırkçı olmayan ve aşırı partizan olmayan kemikleşmemiş seçmenin OYU asla bir çantada keklik olarak görülmemelidir.

Bu seçmen davranışının her SİYASAL hareketi ve her siyasal LİDERİ çok yakından sağduyu ile izlendiğinin bilinci ile hareket edilmesini aksi taktir de PARTİZAN olmayan bu seçmen kitlesinin hiç umulmadık DİP DALGA siyasal bir refleks ile tüsinami yapabileceği hiç akıldan çıkartılmamalıdır.

Her şeyden önce SEÇİMLERİN

Meşru siyasal hareketler ile seçmen kitleleri arasında yapılan siyasal ve sosyolojik bir SÖZLEŞME olduğunutekraren hatırlamalıyız diye düşünüyorum.

“Anahtar teslimi ISMARLAMA liderlik olmaz” hükmü gereğince

LİDERLİK çaba ister gayret ister risk ister cesaret ister ve ülke gerçekleri ile bütünleşmek ister. Bu nedenledir ki ÇATI adaylar asla kazanacak pozisyonda olamazlar

Her siyasal hareket ÜLKE gerçeklerine vesosyal bir tabana dayanır.

Hiçbir siyasal hareketin sosyolojik karşılığı olmadan başarılı olamayacağı hakikatini ifade ederek “aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş misali armut biz ağzıma düş” olamayacağından beyhude siyaset çabalarının bir karşılığının olmayacağını da hatırlatarak hayatın her alanında olduğu gibi siyaset sahnesinde de ALLAH ın “hak ediş” yasasının işlediğini asla unutmamak lazım gelmektedir.

Bu nedenle de demek istiyorum ki “siz nasıl iseniz öylece idare edilirsiniz” sosyolojik yasası hükmünü icra etmeye de devam edecektir.

ANCAK hiçbir zaman seçmen kitleleri bir SÜRÜ mantığı ile görülmeyi ve SÜRÜ mantığı ile idare edilmeyi asla istemeyecektir. Seçmen kitleleri her daimzaman mekan bilinci ile davranılmasını bekler ve insana saygı gösterilmesini esas alır. Böylesinevurdum duymaz lakaydi saygısızve hoşgörüsüz bir siyasal anlayışa tepkisinin çok sert ve acımasız olduğunun tarihi misallerinin çok olduğu gözden ırak görülmelidir.

TÜRKİYE NİN bölgesinin MERKEZİ bir ülkesi olarak

Selçuklu ve Osmanlının İmparatorluk bakiyesi ve muhteşem İSLAM medeniyetinin mirasçısı olup “YUMUŞAK GÜCÜ NÜN” tüm gönül coğrafyamızı kapsayandevasa ölçekte bir güç olduğunu hiç unutmadan

SERT GÜÇ olarak bölgesinde orta ölçekte bir DEVLET olduğumuzu düşündüğümüzde bu YUMUŞAK GÜC ÜN hem iç politikada ve hem de dış politikada en temel bir “SİYASAL eksen” olması gerektiği inancı ile bu seçimleri bu temel PARADİGMA açısından değerlendirdiğimi ifade ederek “yumuşakgüç” ve “yumuşak geçiş” kavramını bu nedenlerle kullanmış oluyorum.

SERT siyasal tavırlar ve ucu açık iç ve dış meydan okumalar

Hem iç barışı zorlaştıracak ve hem de dış politikada enine ve boyuna kuşatılmışlık eksenlerini kırmak için sahip olduğumuz bu devasa potansiyel olan YUMUŞAK gücümüzü pasif konumlara indirgeyerek “SAVAŞ ekonomisine” ister istemez ağırlık vereceğimizi uzun vadede sürdürülebilir bir SİYASİ tavır olamayacağına işaret etmek istemiş olduk.

Netice olarak

Tüm partiler CUMHURBAŞKANI adaylarını açıklamışlar ve bu tarih itibariyle YSK tarafından da netleştirilmiş oldular

Bu adaylar tablosu da göstermektedir ki MUHALİF partilerin “ sıfır barajlı millet ittifakı” projesi gereği tek tek cumhurbaşkanı adayı göstererek PARLAMENTO aritmetiğine odaklanmaları BAŞKANLIK iddialarını birinci ve ikinci tur olarak en başından yitirerek CUMHURBAŞKANLIĞINI peşinen bir buket çiçekle altın tepsinin içinde Recep Tayyip Erdoğan a sunmuş olmaktadırlar.

ON partinin seçimlere girdiği bir ortamda seçim DENKLEMİNİN ÜÇ bilinmeyeni 24 Haziran sabahı netleşmiş olacaktır

Birincisi “cumhurbaşkanı” kim olacak

İkincisi “ana muhalefet partisi ve lideri” kim olacak

Üçüncüsü de de “meclis aritmetiği” hangi renklerde nasıl şekillenmiş olacak

SU ana mecrasına doğru yönelmiş gözüküyor. Şimdiden tüm liderler yumuşak üsluplarından dolayıteşekkürü hak etmiş gözüküyorlar.

                Bu küçük siyasi analizi yaptıktan sonra

24 Haziran 2018 seçimlerinin ilk TURDA % 50 artı bir ile cumhurbaşkanını ve de 300 artı bir ile de meclis aritmetiğinin “cumhur ittifakı” lehine bitmesi taraftarı olduğumu da belirtmeyi bir borç biliyorum. Çünkü ikinci tura kalan her netice öncelikle siyasi kaos üretecek ve neticesinde de ekonomik krizlere yol açacaktır ve bedeli de çok ağır olacaktır diye düşünmekteyim.

SEÇMENEBasiret ve feraset dilerken

GENÇLERİMİZE DE ülkemizin dün ve bugünlerini mukayese ederek iç ve dış senaryoları dikkate almalarını ve SEÇİMLERİN hürriyetin ılıman ikliminde yapıcı ve kucaklayıcı bir üslup ile yapılmasını temenni ederek“ittifak cephelerine” hak eden başarır ve iyi olan kazansın diye şimdiden başarılar diliyorum

Seçimlerin milletimize ülkemize bölgemize hayırlar getirmesini PARTİZAN olmayan samimi sıradan bir okuryazar vatandaş olarak “ALLAH kerimdir” diye dua ediyor

Müslüman dünyanın ve milletimizin mübarek KUR AN ayı olan RAMAZAN ayını kutluyor hayırlara ve kurtuluşa vesile olmasını yüce RABBİM den niyaz ediyorum

Vesselam

Şazeli Çügen

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 21.05.2018 - 09:51 -686-
Bu sayfayı paylaşın :