+A A -A

Amerika'yı Biz mi Kurduk?

-A A +A

Bugünlerde kamuoyu sanki ikiye, üçe ayrılmış gibi. Siyah- Beyaz arasında bir de gri renk var. Kahir ekseriyeti teşkil eden beyaz renk, devletin izlediği iç ve dış siyasetin yanında yer alırken siyah renk muhalif ve muhasımlar da karşısında yer alıyorlar. Bir kısım vatandaş da arada kalıp gri rengi teşkil ediyorlar. Acaba hangisi doğru yolda diye kendi kendine soruyorlar.

Grilerin ne dediği çok önem arz etmiyor. Lakin siyah ve beyaz renklerin ne dediğini yüzeysel olarak anlatmak istiyorum.

İktidara muhalif ve muhasım olanlar, iktidarın 16 yıldan beri izlediği politikaların Türkiye’nin zararına olup içte ve dışta düşmanlarımızı çoğalttığını ve güvenliğimizi tehlikeye düşürdüğü kanaatindeler. Buna kendileri de çok inanmasalar bile muhalefet etme duygularından dolayı çok inanıyorlarmış gibi toplumu da o şekilde etkilemek için her türlü siyasi ve iletişimsel etkinliklere hız veriyorlar.

Bu tavırları, savaş içinde bulunduğumuz bu günlerde birlik ve beraberliğe zarar veren eylemlere neden oluyor. Şu TTB’nin açıklamaları, 170 sözde aydının imzalı mektupları, Türkiye’ye cephe almış ABD ve AB, AP sözcülerinin düşmanca eylem ve söylemleri ile örtüşünce Devlet’in tekerine çomak sokuluyor gibi oluyor. Ama teker o kadar güçlü ki tankın paletleriyle çomağı kırıp Afrin dağlarında mola vermeden dönmeye devam ediyor. Bu da iç ve dış düşmanları çıldırtıyor.

Gelelim Beyaz kategorisinde olanlara. Hatasız kul olmayacağı gibi hatasız devlet ve hükümet politikası da olmaz. Hata yapmamak Allah’a mahsustur. Lakin hata, irademizi yenilemek ve ondan ders çıkararak daha iyi tedbir almak için çok güzel bir fırsattır.

Şu çok aşikâr ki, muhalif ve muhasım olanların duyguları, akıllarını o kadar perdelemiş ve gözlerini o kadar karatmış ki Allah korusun deprem olsa iktidar yaptı diyecekler. Hazımsızlık, onlara iyi gelişmeleri bile göstermeye engel oluyor.

Hâşâ, dünyanın göbeğinde yer alan ve herkesin göz diktiği Türkiye coğrafyasını, bütün unsurlarıyla Türk Milletini, iktidar mı yarattı? ABD ve diğer emperyalist, zalim, katil, kan dökücü vampirleri iktidar mı yarattı? Türkiye’nin dünya ile boğuşma kaderini iktidar mı çizdi?

HAİNLİK

Düşman gelmiş kapıya dayanmış. Buna karşı koymamak akılsızlığını savunmak, hangi vicdan ve namusun işidir?

Bir evin kapısına dayanmış ve onları yok etmek isteyen düşman varken ev halkının kendi aralarındaki ihtilafları unutması gerekmez mi?

Düşmanla işbirliği yapan veya onun işini kolaylaştırmaya çalışanlar hain değil mi?

Hain kelimesi ne için vardır? Düşmanın düşmanlığı değil ama hainin hainliği düşmandan da beterdir.

 KÜRTLER

Bu ülkede ve daha başka ülkelerde yaşayan Kürtlerin yüzde doksanı bulundukları ülkelerde kendi devletlerinin sadık birer vatandaşıdırlar. Belki eşit ve özgür bir vatandaş olmayı onlara çok gören devletler de olmuştur. Lakin bütün Kürtlerin en asil devleti Türkiye devletidir. Zira Kürtler bu ülkede bütün insani ve medeni haklar bakımından pek çok Türk’ten daha da imtiyazlı haklara sahiptirler. Ülkenin en büyük şehirlerinden tutun da bütün bir vatan sathında eşit, özgür ve müreffeh bir hayat yaşamakta ve ülke yönetiminin en üst noktasından bütün yönetim kademelerinde yer almış bulunuyorlar. Bu ülkede kimin Kürt, kimin Türk veya başka bir etnik kökenden olduğuna bakılmaz. Herkes kaderde ve tasada bir millet olmuştur. Ve bu, bin yıllık bir sosyolojik bir oluşumdur. Et tırnaktan ayrılmadığı gibi bu unsurlar da birbiri içine karıştığından tek bir vücut gibi olmuşlardır.

Kütler Müslüman mı, değil mi? Şüphesiz yüzde 99,999 Müslüman’dırlar. Peki, onların içinden çıkmış ve düşman unsurlarıyla takviye edilmiş olan sözde Kürtlerin ABD gâvurunun yanında ne işi var? Müslüman Müslüman’la birlikte yaşar. İslam tarihinden beri bin yılı aşkın bir sürede bu böyle değil mi?

Birinci Dünya savaşı sonrasında Doğu Anadolu’da ayrı bir Kürt devleti kurulması önerilerine Kürtlerin sosyolojik tutumları şu olmuştur:

Bu emperyalist ve Hıristiyan olan devletlerin paramparça edip sömürdükleri ve köleleştirdikleri bir dünyada biz tek başımıza kendimizi, ırzımızı ve dinimizi koruyamayız. En iyisi bin seneden beri kardeş olduğumuz Türk kardeşlerimize katılıp hem onları güçlendirelim, hem kendimizi koruyalım” demişler, istiklal savaşını beraber vermişler ve Cumhuriyeti beraber kurmuşlardır.

Ondan sonraki süreçte isteklerinin bazıları hayata geçirilmediyse de seksenli yıllardan itibaren kısmen başlayarak şimdiki iktidar döneminde ise gerçekleşmeye başlamıştır.

Akıllı Kürtler, Malazgirt’te Sultan Alpaslan’ı kendilerine başbuğ kabul ettikleri gibi, Fatih’i, Yavuz’u, Kanuniyi, Sultan Abdülhamit’i bağlı oldukları Anasır-ı İslamiye milletinin önderleri kabul etmişlerdir. İstiklâl mücadelesinde başkomutan Mustafa Kemal’in emrinde olmuşlardır. Kabul etmeliyiz ki bu tarih binasının çatı omurgaları Türk hakanları ve onların etrafındaki Türk unsurlardır. Nice büyük insanlar bu Millete mensup olmakla iftihar etmişlerdir.

Bugün gâvurun, eline tutuşturduğu öldürücü silahlarla kendi öz vatanına ve ülkesine kurşun sıkan ve akıbetleri sadece ölüm olan bu düşman oyunlarına kananlar, sadece düşmanın açtığı bir pencereden dünyaya bakıp başka bir şey görmüyorlar. İstanbul’da Ankara’da, Urfa’da Antep’te mutlu bir hayat yaşayan Kürtleri görmeyip onların Türklerce kandırıldığını söylemeden önce kendilerinin hangi kâfirler tarafından kandırıldıklarına baksınlar. Dünyayı kendilerine zehir edip beraberinde masum insanlar için onu cehenneme çevirenler akıllanırlar mı acaba?

Ayet ne diyor? “ Kâfirler için cehennemde yer mi yok!”

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 08.02.2018 - 15:29 -4,546-
Bu sayfayı paylaşın :