Bir Hatıratın Ardından

-A A +A

                Emekli REKTÖR Prof. Dr. Cemil ÇELİK hocamızın HATIRATINI zevkle su içer gibi bir çırpıda okuduktan sonra bir VEFA borcu olarak yazdığı bu muhteşem hatıratın okunurluğunu tetiklemek amacı ile

BEN DE hem okur yazar gençliğe hem de sanat zanaat erbabı ticaret sanayici akademisyen ve de siyaset dünyasına bir ayna olabilir diye duygu ve düşüncelerimi de ifade ederek Cemil hocanın piyangodan çıkmayan o emeği ile çabası ile hak ederek ulaştığı akademik kariyerlerini ve de üniversitesine ilim dünyasına şehrine ülkesine kazandırdıkları ile yaptığı hizmetleri hayata bakış açısını bilim adamı ahlakı ile yaptığı yorumları kısa pasajları da alarak Üniversite gençlik yıllarımızdaki arkadaşlığımızın müsamahasına sığınarak böylesine bir makaleyi yazmayı uygun gördüm.

                Cemil hoca

Üniversite gençlik yıllarında olduğu gibi akademik dünyasında da sorumluluğunu müdrik olarak hareket etmiş herkese ve her kesime açık herkesi kucaklayan kimseyi ötekileştirmeyen bir yönetim anlayışı ile dindar fakat taassup kar softa olmayan milliyetçi fakat kavmiyetçi ırkçı olmayan aktif öncü müteşebbis model bir teşkilatçılık örnekliğini tevazu göstererek sade samimi bir dil akıcı bir üslup ile vakar içinde cesaret göstererek tarihe geçecek bir bilgelikle tüm hatıratını belgelemiştir.

 Darısı bu toprakların o güzel insanlarına diyorum.

Gençlik yıllarında veteriner fakültesinde okurken bir gurup arkadaşı ile subayevleri mahallesinde tuttukları evde ki “yaşam tarzları” ile yazdığı o pasajı ifade etmek isterim.

 “Herkes birbirine çok saygılı idi evin sorumlu ağabeyi idim. Evde “beytül mal” diye bir kutumuz vardı parası olanlar her ay bu kutuya belirlediğimiz kadar para koyar parası bitenler ise bu kutudan ihtiyacı kadar para alırdı. Pazara giderken de nöbet sırası gelen buradan para alır Pazar alışverişimizi yapardı evin kirası da bu paradan ödenirdi. Memleketine gidenler gelirken Allah ne verdi ise yörelerinin yiyeceklerinden getirirlerdi. Hele Ünyeli olan necip avcı nın getirdiği bidonlarla fasulye turşularını sarı renkli tereyağlarını unutmak ne mümkün” demesi

Yine gençlik yıllarında başkent Ankara’daki gençliğin ekol düşünce ve fikir hareketlerinden bahisle kendi çizgisini nasıl belirlediğini şu satırlarla hiç endişe duymadan açık ve net bir dil ile ifade edişi de beni açıkça hem duygulandırmış ve hem de gururlandırmıştır.

“Ülkücüler bana çok dağınık gözüküyor ve kültürel açıdan yeterli gelmiyor, Nurcular çok pasif ve Said Nursi nin eserlerinden başka kitap okumayanlar olarak görüyordum. Milli Türk talebi birliği yanlıları ile fazla bir yakınlığım olmamıştı ancak onlar Milli Nizam partisi yanlılarıydı…”

  Bir gurup arkadaş ile “Mücadele birliği” Ankara sancağına davet edilmiştim. Bu topluluğu samimi Anadolu çocukları olarak gördüm. Henüz kimsenin yaşı 23-24”ün üzerinde değildi. Sanki ülkenin yükünü sırtlanmışlardı. Ülkenin gidişatından ıstırap ve sorumluluk duyuyorlardı...

“ülkemizin kurtuluşu ithal düşüncelerle değil milli kültür ve değerlerimize sahip çıkmakla olur deniliyordu. Gelecekte ülke için görev üstlenecek kadroların hazırlanması ile Türk Devletinin tekrar yüceleceğine inanıyorlardı. Hiçbir devletin toplama insanlarla idare edilmediğini “her zaman şuurlu azınlıkların şuursuz çoğunlukları yönettiğini” söylüyorlar ve Türkiye nin ivedilikle böyle kadrolara ihtiyacının olduğunu bu yüzden de “bir kadro yetiştirme hareketi” olduklarını ifade ediyorlardı. Açıkçası anlatılanlardan bu hareketin mensuplarının samimiyetinden ve teşkilat çalışması anlayışından etkilenmiştim”.

 “Mücadele Birliği hareketi” … hem dindar hem de milli refleksleri olan bir orta yol hareketi idi”. “Şimdi düşünüyorum da şayet bu organizasyon ile tanışmamış olsaydım hareketli bir yapım olduğundan Ülkücü arkadaşlarla birlikte tüm fiili hareketlerin göbeğinde olacaktım ölür müydüm kalır mıydım Allah bilir. Bereket ki bu hareket bizi eğitim ve kültürel faaliyetlerin dışında hiçbir fiili olaya karıştırmadı”.

Artık okul hayatı 1976 yılında bitmiş iş hayatı başlamıştı. Babasını da kaybettiği senesinde burslu da okuduğu için tarım bakanlığından görev istiyor ve Van iline veteriner hekim olarak tayin ediliyor. Van da ekip olarak “Köylere koruyucu aşı yapmak için gidiliyor ve günde üç-dört bin koyun aşılandığı oluyordu”. “Van da sosyal faaliyetlere olan ilgimi sürdürdüm mensubu olduğum Mücadele Hareketi nin takipçisi gençler burada da vardı bir dernekleri vardı “kültür ve sanatta Van” isimli bir dergi çıkardılar ilk sayısının baş yazısını da ben yazmıştım” demesi

1979 yılında başkent Ankara da mikrobiyoloji dalında uzmanlık eğitimine başlayan Cemil hoca 1980 yılında açılan asistan imtihanını birincilikle kazandıktan sonra mikrobiyoloji sahasında yüksek lisansını ve doktorasını 1985 yılında tamamlayıp bilim doktoru olduktan sonra 1986 yılında yardımcı doçent olarak 19 Mayıs üniversitesi tıp fakültesine atanan Cemil hoca kişiliğinden inançlarından ve de bilim adamı ahlakından taviz vermeden ve kimseleri de kırıp dökmeden biyolojik EVRİM konusunda kampüste ders verdiğinde;

“ biyolojik evrim biyolojide bir nazariyedir bu nazariyeyi bilmemiz gerekir. Ancak evrim bir DİN değildir evrime inanmak ve inanmamak din olmadığı için böyle bir soru da sorulmaz. Ancak dine inanılır ikisinin alanı ayrıdır… diyerek BEN hem Allah a inanıyorum hem de bir bilimsel teoriyi teori olarak kabul ediyorum” demesi kayda değer çok güzel bir açıklama olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek istedim.

1987 de Hollanda nın /Utrecht kentindeki laboratuvarında paraziter biyokimya dalında dokuz ay araştırma yaptıktan sonra üniversiteye dönen Cemil hoca 1989 yılında doçent olmuş yine 19 mayıs üniversitesinde 1996 yılı Kasım ayında profesörlük kadrosuna atanmış ardından1997-98 Samsun sağlık yüksekokulu müdürlüğünü bir yıl yaptıktan sonra yine biyokimya anabilim dalı başkanlığına dönmüş bu dönem zarfında Samsunda Aydınlar ocağında iki dönem genel sekreterliği bir dönem de genel başkanlığı yapan Cemil hoca 28 şubatın o buğulu günlerinde üniversitelerde tek tip bir yapı egemen olmaya başladığında ise Samsundan Ankara ya akademisyenlerle birlikte yürüyüşe katılmış

Özellikle de bilimsel araştırma için gittiği Hindistan seyahatini bir masal gibi okumak okuyucuya hem zevk veriyor ve hem de mücadele azmi aşılıyor. Ayrıca Tayvan ve Çin seyahatlerini de ilgi ile okuyacağınızı şimdiden görür gibi oluyorum.

2004 yılı Ağustos ayında TÜBİTAK ta göreve başlamış olan Cemil hoca bir bilim yöneticisi olarak tüm üniversitelerin TÜBİTAK ın proje destek çalışmalarından istifade etmesi için elinden gelen tüm imkanları kullanmış bu arada sadece teorik bilgilerle ve araştırmalarla donanımlı bir bilim adamının pratik tecrübe kazanması için yönetici bir kurumda çalışması hocaya çok yerinde ve zamanında yönetim tecrübesi kazandırmış.

2007 yılının başlarında Malatya İnönü üniversitesine rektör olması konusunda çevre akademisyen arkadaşları ciddi ciddi teklifler getirmeye başladığında Malatyalı olması hasebi ile 2008 yılı Mayıs ayında yıllık iznini kullanarak kendisine tahsis edilen bir ofiste REKTÖRLÜK çalışmalarını bir bilgi bankası kurarak başlatmış hiçbir akademisyenle pazarlık yapmadan hiçbir STK ile hiçbir siyasi ile ve de hiçbir cemaat tarikat aşiret ile örtülü ilişki içinde olmadan açık net şeffaf bir çalışma ile birinci sırada rektörlük seçimlerini kazanan Cemil hoca,

YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından da atanarak İnönü üniversitesinde iki dönem 2008-2016 sekiz yıl çok başarılı bir rektörlük yapmış ve bu dönem zarfında KIRK büyük proje gerçekleştirmiştir ki her yıla beş büyük proje düşmektedir bu çaba bu gayret gerçekten her babayiğidin üstesinden gelebileceği bir başarı değildir diye düşünmekteyim.

Ben burada Cemil hocanın üniversitenin fiziki yapılanmasından ve kadro artırılmasından tutun fakülte enstitü ve meslek yüksek okullarının açılmasına akademik personelinin ilmi kapasitelerinin yükseltilmesine yurt dışı öğrenci sayılarının artırılmasına güneş ısı panellerinin kurulmasına Malatyalı hemşerileri ile ve de her kesim ile kurduğu sağlıklı diyaloglarına daha nice burada sayıp dökemediğim sosyal projelerine ve hepsi İLKLER olan sosyal ve bilimsel konularda çok başarılı bir girişimci ve de çok başarılı bir yönetici olarak HATIRATI nın okunmasını tüm eş ve dostlara tüm camiamıza candan tavsiye etmekteyim.

Bu nedenle içimizden biri olan Cemil hoca nın hatıratından bilim ve bilim adamlığı çabası ve ahlakı ülkemizin bilimsel seviyesi gibi konularda yöneticiliği girişimciliği ve sosyal projeleri konularında çok çok istifade ettiğimi hiçbir komplekse kapılmadan imrendiğimi belirterek ülkeye ve bilim dünyasına hizmeti nedeni ile kendisini gönülden tebrik ediyorum.

Kendi ifadeleri ile söylemem gerekir ise;

“insan idealist oldukça dürüst oldukça çalışkan oldukça menfaatçi ve egoist olmadıkça azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını hizmette sınır tanımayacağını ve ilklere imza atarak başarının kaçınılmaz olacağına dair yaptığı vurguları”  çok çok önemsiyor bundan sonraki hayatında bir bilim adamı olan hocaya daha nice ilklere imza atacağı dilek ve temennilerimle kendisine ve ailesine sağlık ve afiyetler diliyorum.

Vesselam.

 

Kategori: 

1 Comment

Teşekkür ederim

Teşekkür ederim

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.01.2018 - 09:58 -5,211-
Bu sayfayı paylaşın :