+A A -A

İki Hitap İki Kitap

-A A +A

               Beşer tarihi nin başlangıç noktasından bu yana insanlık iki HİTAP ve iki KİTAP ile sürekli olarak uyarılarak MUHATAP alınmış ve yeryüzünün tüm canlılar ve insan nesli için anasırı erbaa dediğimiz fiziki şartları ve iklimin kozmik dengesi ahengi ve nizamı RABBİL âlemin ce hazırlandıktan buyana İRADİ varlık müjdelenerek YÜKÜMLÜ kılınmıştır.

                Bu iki hitaptan birincisi içinde var olduğumuz ve yaşadığımız FİZİK dünya diğeri de NEBİ ler aracılığı ile sürekli olarak müjde ve uyarı yapan RABBİL aleminin ilahi hitabı ile temellendirilen METAFİZİK dünyadır.

Kısaca ifade etmemiz gerekir ise birincisine evrenin içinde var edilen canlı ve cansız varlık aleminin “sünnetullah” denilen fiili KİTABI dır diğeri de tüm insanlık alemi için sözlü VAHİY kitabıdır.

Fiili kitap bir parçası olduğumuz FİZİK dünyanın fiili yasalarını ifade ederken sözlü kitap ise metafizik ve sosyolojik dünyamızın sosyal ve ahlaki yasalarını ifade etmektedir.

İradi varlık olan İNSAN bu iki dünyanın hem bir parçası hem bir muhatabı ve hem de emanet yüklü sorumlusu kılınmıştır. Şerefi de ahsenü takvim üzere yaratılması da bu yükümlülüğü taşıma noktasında tahsis edilmiştir.

Birinci kitap fizik ve biyolojik varlık ihtiyaçlarımıza tekabül ederken diğer kitap ise sosyolojik varlık olarak metafizik ve gaybi dünyamızın değerler sistemine tekabül etmektedir.

SOSYOLOJİK hayatın dengesi bu iki dünyanın tıpkı organik bir canlı gibi bütüncül bir entegre uyumundan ibarettir.

Çünkü İNSAN ne sadece fizik ve biyolojik varlıktır ve ne de sadece ideolojik bir varlıktır. Nasıl ki insanın eti kemiğinden soyutlanamıyor ise aklı kalbi ve ruhu da değerler sistemi dediğimiz inanç ve ahlaki normlardan soyutlanamamaktadır.

İnsanoğlu yazının icadından buyana arkeolojik kayıtlar ve yazılı metinler ile aktara aktara geldiği tüm bilgi ve tecrübe birikimlerinin neticesinde oluşturduğu yaşam standartları dediğimiz kültür ve medeniyetini hem fizik dünyanın keşfi ve hem de sosyolojik dünyasını tanzim etmesi için değerler sistemi ile uyumlu ve uyumsuz olduğu dönemleri yaşayarak günümüze dek gelebilmiştir.

Adaletin doruk noktalarına da görmüş zulmün o zifiri karanlık katran dönemlerini de yaşamıştır. Hakkı da temsil etmiş batılı da temessül etmiştir. Kısaca iki hitabın iki kitabın uyumunu sağladığı dönemlerde HAK tecelli etmiş ve insan hür irade olarak adaleti baş tacı etmiş iki hitabın ve iki kitabın arası açılıp düşman kutuplar haline dönüştürüldüğü dönemlerde de BATIL tahakküm etmiş ve zulüm ayakları baş başları da ayak ederek insanlık kölelik dönemlerini de yaşamıştır.

Şimdi gelelim sadete ne demek istemekteyiz.

1400 yıl önce insanlık son NEBİ ve son KİTAP ile şereflendirilerek DİN kemale erdirilerek tamamlanmış ve NEBİLİK mühürlenmiştir.

Ogün bugün HAK ve BATIL mücadelesinde İSLAM yeryüzünün değişik coğrafyalarında değişik kavimlerin renkleriyle oluşturduğu kültür havzalarında MEDENİYETİNİ inşa ederek gelmiş ve yeryüzüne muhteşem bir yaşam tarzı sunmuştur.

Ancak 19 yüz yılın başı itibariyle “Osmanlının” çöküşü ile birlikte İSLAM kültür ve medeniyeti “kuvvet MERKEZİNİ” kaybetmiş ve orta ılıman kuşak değimiz İSLAM coğrafyaları ve üzerinde yaşayan Müslüman topluluklar yaklaşık iki buçuk asırdan bu yana BATI kültür ve medeniyetinin tahakkümü altında bir çıkış yolu arama mücadelesi ile kurtuluşunu aramaktadır.

İşte konunun PÜF noktası burada başlamaktadır.

Bu mücadele nasıl verilmektedir bu kurtuluş düşüncesi ve davranış kalıpları nasıl oluşmaktadır.

Osmanlı BATI nın fizik dünyada ilerleyişi karşısında “Tanzimat’tan” buyana hummalı bir çaba içine girmiş ve birkaç siyasi kurtuluş ekolü oluşturmuştur.

”üç tarzı siyaset” diye tarihi kayıtlara geçen ve birbirine kıyasıya rekabet ortamında gelişen ve devam ettirilerek günümüze kadar gelen “Batıcılık Türkçülük ve İslamcılık” siyaset tarzları ile hem devletinin yıkılmasını önlemek hem beka davasını garanti altına almak ve hem de inanç sisteminden ve geleneklerinden vazgeçmeden “muasır medeniyet” seviyesine nasıl ulaşabilirim in mücadelesini vermiş çilesini çekmiş çok acı bedeller de ödeyerek TÜRKİYE cumhuriyeti ile üç tarafı denizlerle çevrili o muhteşem ANADOLU coğrafyasını VATAN kılabilmiş ve beka davasını de tahkim edebilmiştir.

Günün sonu itibariyle

TÜRK dünyasının ve İSLAM aleminin yüz akı ve kurtuluş umudu olan TÜRKİYE ve Anadolu’muzu vatan kılan o necip MİLLETİMİZ yüz yıldır hala birbiri ile kıyasıya yer yer düşmanca siyasetler üreterek REKABETİNİ sürdüren bu üç tarzı siyaset ekolü dışında başka bir kurtuluş modeli henüz bulamamış ve farklı bir modeli de net olarak ortaya koyabilmiş değildir.

Hali hazırda BATICI siyasi ekoller kurtuluşu batı kültür ve medeniyetine dahil olup entegrasyon süreçleri ile asimile olmaktan geçeceğine inanmakta TÜRKÇÜ siyasi ekoller Türkün Türk’ten başka dostu yok diyerek Türk dünyası ideallerinin gerçekleşmesinde kurtuluşu aramakta İSLAMCI siyasi ekoller de ÜMMETCİ bir yaklaşım tarzı ile İSLAM aleminin birliği ile dirlik ve düzenlik ancak böyle sağlanabilir inancını taşımaktadır.

Bu birbirinden farklı kültür ve medeniyet anlayışı ile geliştirilen siyaset ekolleri REKABETLERİNİ bu paradigmalar üzerinden sürdürmeye ısrarla devam etmekte kutuplaşmalar kamplaşmalar bir İÇ MÜCADELE ile sürgit devam ettirilmektedir.

Bizler MİLLET olarak her şeyi aslına İRCA ettirdiğimizde göreceğiz ki bu ÜÇ TARZI siyasetin farklı paradigmalar olmaktan çıkartılıp yek pare ve yek vücut bir kurtuluş modeli inşa edebilecek kabiliyet ve donanımda olduğumuz halde İKTİDAR hırsları nedeni ile bu temel model parçalanmakta ve farklı kutuplar aracılığı ile İKTİDAR pastası ahbap çavuş ilişkileri ile paylaşılmaya devam etmektedir.

Her şeyden önce “aslını inkar eden haramzade olur” özdeyişi ile Anadolu coğrafyasında kurucu irade elbette ki Selçukludan ve Osmanlıdan bu yana anasırı İslam ve dominant olan Türk kavmiyetleridir bu bir realitedir ancak realite dediğimiz bu kavmiyet esası elbette ki bi değerdir ve her kavmiyette olduğu gibi ALLAHIN fıtri ayetlerinden bir parçadır ancak nötr bir alt kimliktir asla kapsayıcı bir ÜST kimlik değildir.

Muasır medeniyet denilen BATI ise bizimle sürgit mücadele eden farklı bir uygarlıktır farklı bir kültür sistemidir farklı bir hayat tarzıdır. Bizler inanç kültür gelenek ve medeniyet dediğimiz hayat tarzı itibariyle batı medeniyetinin bir parçası değiliz ve asla da olamayız bizleri de durup dururken hiçbir batılı siyasi irade kendilerinden kabul etmemektedir ve etmeyeceklerdir asimile olup kendimizi yitirmedikçe.

İSLAMLIK ise anasırı İslam olan tüm kavmiyetlerin bir ÜST KİMLİĞİ dir bundan hiç kimsenin bir şüphesi yoktur.

Ancak her kurtuluş reçetesinde yegane çözüm şekli olarak metafizik dünya içinde İSLAM ın şekilciliğinden başka bir perspektif geliştirilmeyerek DİN in kabuğu üzerine odaklanıp yoğunlaşarak ve tüm enerjimizi MUHAFAZAKIRLIK dediğimiz kültür ve gelenekten öte bir paradigma geliştiremediğimizde çıkmaz SOKAK olarak her daim karşımızda yükseltilmiş aşılmaz duvarlar olarak durmaktadır.

Türk milleti ve İslam milleti olarak kendimizi adeta açık hava HAPİSHANESİNE mahkûm etmiş durumdayız demek istiyorum.

Kısasa ve daha net olarak söylenmesi gerekmektedir ki

Birileri kurtuluşu BATICILIK üzerinden okumakta birileri kurtuluşu TÜRKLÜK veya KÜRTLÜK üzerinden okumakta birileri de kurtuluşu salt şekilci İSLAMCILIK üzerinden okumaktadır.

Hoca Nasrettin

Bir gün bir dükkana girer ve HELVA ister ancak dükkan sahibi HELVA yok der. Tabi hoca Nasrettin hiç durur mu UN var mı der var ŞEKER var mı der var YAĞ var mı der var be kardeşim un varsa şeker varsa yağ varsı ne durursun HELVA yapsana der.

Ancak HELVA yapma Ustalık ister formül ister bilgi ister marifet ister tecrübe ister. Her şeyden önce teşebbüs ister özgüven ister cesaret ister.

Türk dünyasının ve İslam aleminin durumu bu misalde mahfuz olduğu kanaatini taşımaktayım.

Her problemi “parçacı ve indirgemeci” bir yaklaşımla her şeyi İSLAMCILIK üzerinden ya da TÜRKÇÜLÜK –KÜRTCÜLÜK üzerinden ya da BATICILIK üzerinden okumahandikap hastalığından bir türlü kendimizi kurtarabilmiş olamıyoruz.

Yüz yıldır BATICI reçeteler TÜRÇÜ reçeteler İSLAMCI reçeteler geliştiriyoruz ancak henüz bir çıkar yolda bulabilmiş değiliz sürekli yalpalıyoruz sürekli bocalıyoruz sürekli savrulmaya devam ediyoruz.

Bir Meaciliktir bir Kur an cılıktır bir ümmetçiliktir bir cemaatçiliktir bir tarikatçılıktır bir aşiretçiliktir bir kavmiyetçiliktir bir ulusçuluktur bir kemalisciliktir bir BATICILIKTIR tutturmuş gidiyoruz  “orta çağ hastalığı” dediğimiz her marazi hastalığın çözümümü bu kısır döngü ırkçı batıcı ideolojik çalışmalara ve çatışmalara indirgemiş durumdayız.

İmparatorluk bakiyesi ve murisi olan TÜRKİYE nin yumuşak karnı maalesef üzülerek ifade etmek gerekir ise başta batıcı ırkçı faşist Marksist ve kapitalist ideolojiler olmak üzere içi boş şekilci İslamcılık yanında ayrılıkçı ırkçı asabiyete dönüştürülen siyasi kürkçülük ile milliyetçiliğin ötesinde anlaşılan ırkçı Türkçülük versiyonları teşkil etmektedir.

Çünkü her dünya ancak kendi YASALARI ile kaimdir. Kim ki hangi dünyaya sırtını döner yasalarını ihmal eder o dünya kapılarını kapatır ve sizi kendi esaret kamplarınıza mahkûm olunur.

Biz diyoruz ki

Geliniz DEVLETİN itikadı adalettir devleti HUKUK devleti yapalım insan hak ve hürriyetleri dediğimiz “can akıl inanç-düşünce aile-fert mal- ticaret ve teşebbüs hürriyetini ve güvenliğini” garanti altına alalım. İslam medeniyeti üst kimliğinde buluşalım.

Geliniz FİZİK dünya kendisini keşfetmemizi istiyor burada gereğince rasyonalist olalım yeterince pozitivist olalım keşifleri ve icatları bizler de yapabilelim teknolojik dünyadan geri kalmayalım. Geliniz SOSYOLOJİK dünyamız bizden değerler sistemi ve ahlaki normlar istiyor üst kimlik olan İSLAMIN o evrensel İLKELERİNİ baş tacı edelim ve insanlığın MARUF ortak değerlerini de önemseyelim.

Geliniz zamanın ruhu bizden üçüncü dünyanın kurtuluşu için kadim bir MEDENİYET modeli istiyor insanlığın muhtaç olduğu o estetik o insani ve ahlaki MEDENİYET modelini el birlik iş birlik dil birlik gönül birlik hep birlikte İNŞA SEFERBERLİĞİNE koyulalım.

Geliniz iki KİTABI parçalamadan iki HİTABI bütünleştirerek birini diğerine feda etmeden kısır ideolojik çekişmeleri elimizin tersi ile bir kenara itip her iki HİTAPA hakkını vererek HAYAT haline MEDENİYET haline YAŞAM tarzı haline getirelim.

Vesselam

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 03.07.2018 - 09:46 -780-
Bu sayfayı paylaşın :