İlk İstanbul Günlerimiz

-A A +A

İsmail Aydın

Amcalarımın ve büyük biraderimin engellemeleri sonucu İstanbul Hukuk Fakültesine kaydım gecikmiş, açıkta kalırım endişesiyle Ankara İlâhiyat Fakültesine kaydımı yaptırmıştım. Dördüncü ön kayıt sonunda İstanbul Hukuk’a tekrar kayıt hakkı elde ettim.

1969 Kasımının son günleriydi, yanılmıyorsam çarşamba veya perşembe günü. İstanbul Hukuk’a kaydımın çıktığını Ankara’daki Üniversiteye Yerleştirme Kurumu’ndan teyid ettirerek ilâhiyat fakültesinden lise diplomamı aldım. Durumu İstanbul’daki arkadaşlarım Muhittin ile Mehmet’e telgrafla bildirdim ve beni Kadıköy Vapur İskelesinde beklemelerini rica ettim.

Dikimevi civarında bulunan (Demirlibahçe) Yozgat Talebe Yurdu’ndaki minderden biraz büyükçe yatağımı, yorganımı ve diğer eşyalarımı toplayıp, şimdiki Ankara Büyük Şehir Belediyesi binasının bulunduğu yerdeki garajlara gittim. O tarihlerde İstanbul’a on beş dakikada ya da yarım saatte bir araba kaldıran Gazanfer Bilge Otobüs firmasını buldum, biletimi aldım ve saati geldiğinde İstanbul’a hareket ettik. Gece saat 10.00’da yola çıkan otobüs ertesi sabah Kadıköy’de oluyormuş. Gerçekten öyle oldu. Sabah saat 6.00 sularında İstanbul’daydık.

Otobüsten eşyalarımı alarak Kadıköy Vapur İskelesine gittim ve arkadaşlarımı beklemeye başladım. Gelen vapurlardan inen yolcuları dikkatle tarıyordum, arkadaşlarım mutlaka gelmeliydiler. Çünkü hem yol yordam bilmiyordum hem de yanımda eşyalarım vardı. Bunları ancak birlikte taşıyabilirdik.

Bir iki vapur geldi ve nihayet arkadaşlarım sırtlarında birer meşin ceketle göründüler. Yüzümde güller açmıştı. Onları daha yakından görüp kucakladığımda bıyık bıraktıklarını fark ettim. Lise yıllarında bırakamadığımız bıyıklarımız üniversiteli yıllarımızın başında kıvratılır hale gelmişti.

MASAL ŞEHRİ İSTANBUL

Muhittin ve Mehmet derhal eşyaları yüklendiler. Bilet ve turnike işlerini onlar hallediyorlardı. Ne de olsa İstanbul’a onlar benden önce gelmişlerdi. Vapura bindik, Karaköy İskelesinde ineceğimizi, ondan sonra da daha çok yolumuzun olduğunu söylüyorlardı.

İstanbul koca şehir, masal şehri. Sebe Sûresi’nin 15. Ayetinde geçen “Beldetün Tayyibetün” kelimesinin ebced hesabındaki karşılığı hicrî 857’dir ki, miladî 1453’e tekabül eder. Böylesine hayallerimizi süsleyen şehir. Bizans’ın Başkenti, Osmanlı’nın Payitahtı.

Binlerce yılı geride bırakmış fakat ahlâki çöküntü sebebiyle entrikalara sahne olmuş koca ve yaşlı şehir. Fikret ona, sis arkasında kaldığında “Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir / Örtün ve ebediyen uyu, ey facire-i dehr” (*) diye hitabeder. Bu bir bunalım, sıkıntı ve lânet şiiridir. Yahya Kemal buna “Bir devri lânetiyle boğan şair” diye karşı çıkar ve İstanbul sevdasıyla: “Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın / Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın” der. Yahya Kemal, “Siste Söyleniş” şiirinde “birbiri ardınca kapandı perdeler” derken, Fikret’in “kahpe” nitelemesine karşılık acaba onu örtünen mahcup bir güzele de benzetiyor muydu? Birinde nefret ve bedbinlik, diğerinde hayranlık ve sevgi… Evet, söylendiği gibi şairler duygusal oluyor ve meseleyi biraz abartıyorlar. Her neyse!

Vapura ilk defa binmiştim, sallantı sebebiyle yürürken dengeyi sağlamakta zorlandım. Karaköy’e doğru ilerlerken karşıdan, resimlerden tanıdığım Sultanahmed’i, Ayasofya’yı, Fatih Camiini, Süleymaniye’yi hayranlıkla izliyordum. Şehri o zamanlar şimdiki gibi çirkinleştiren gökdelenler v.s. yoktu. Bu arada Muhittin ve Mehmet, ikisi iki yandan kollarını uzatıp işaret parmaklarıyla şurası Taksim, şurası Üsküdar, şurası Kızkulesi, şurası Beşiktaş, şurası Dolmabahçe Sarayı, şurası Topkapı Sarayı gibi habire anlatmaya çalışıyorlardı. Nihayet Vapur Karaköy İskelesine yanaştı.

Eşyaları birlikte omuzlayarak Galata Köprüsü’ne yöneldik. Oradan Sirkeci’ye gidecek, trenle de arkadaşlarımın Kumkapı’da tuttukları eve gideceğiz. Muhittin ve Mehmet bu arada yolların çok uzun olduğundan, hatta ev sahibinin beni eve alıp almayacağından falan bahsediyorlardı. Çünkü onlar evi iki kişi olarak tutmuşlardı. Doğrusu bu yönde bende bir endişe olmadı değil, olmuştu.

Söze onlarla başladık. Gelecek hafta onlarla devam edelim diyelim ve şimdilik bitirelim. Muhittin’i rahmetle anarken Mehmed’i (**) hayırla yâd ediyorum. (Gelecek hafta, Tıpkı Fıkradaki Gibi.)

------------------:

(*) Ey bin kocadan arta kalan dul kız / Örtün ve ebediyen uyu, ey dünyanın koca kahpesi.

(**) (Muhittin: Muhittin Bacanlı, hâkim, Yozgat. D: 1951 Ö: 1994. / Mehmet: Mehmet Aktan, Avukat, Sorgun/Yozgat.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 31.10.2017 - 09:31 -375-
Bu sayfayı paylaşın :