+A A -A

“Kafayı dinlemek..”

-A A +A

Kafayı dinlemeye, kafayı dinletmek veya kafayı dağıtmak da denebilir. Bu, daha ziyade başka bir ortama geçmektir. Mesela tatile çıkmak gibi.. İnsan, yorucu bir süreç geçirmiştir. Çok uğraştığı işten başka bir şey düşünmek isteyebilir. Bir başka yere gitse, denize girse, saatlerce yüzse, bir şehirden bir şehre gitse, belki buna da kendince; kafayı dağıtmak, kafayı dinletmek diyebilir.

Ama bu, bazen, deyimin tersi bir anlama da gelebilir. Kafayı dinlemek için bir yere gittiniz.. Orada da bir şeyler düşüneceksiniz. Bir işle meşgul olacaksınız. Bir iş yapmasanız bile yarım bıraktığınız veya ertelediğiniz işler gene gelecek aklınıza.. O zaman kafa yine meşgul.. Hiçbir iş yapmamak veya hiçbir şey düşünmeden yaşamak diye bir şey yok . Kafanın işi boşalmıyor ki, dinlenmiş olsun.. Düşünmeden ve kafayı yormadan yaşamak yok yani..   

Diyeceğim o ki; kafayı dinlemek, kafayı dağıtmak tabiri yanlış kullanılıyor.

Kafa hiçbir zaman dinlenmez. Kafa hiçbir zaman boşalmaz ve dağılmaz. Kafa devamlı çalışır. İnsanı rahat ettiren şey, kafa yorulunca başka bir şeyle uğraşmaktır. Veya bir şeyi saatlerce düşündükten sonra rahatlamak için başka bir şey ile meşgul olmaktır.

Eski alimlerin sürekli bir işle uğraştıktan sonra, biraz yorulunca başka bir işe girişerek dinlendikleri söylenir. Mesela; sürekli fıkıh ile uğraşırken, biraz da sünnet ve ayetle veya mealle uğraşmaları, ara sıra aruz ile şiir yazmaları onları rahatlatırmış.

İnsanlar aslında bir mekandan başka bir mekana, mesela ıssız bir yere, daha iyi düşünmek, daha isabetli kararlar vermek için geçerler. Buna da kafa dinlemek denmiş veya kafayı dağıtmak.. Orada da bir şeyler düşünülüyor. Belki başka bir iş yapmadan düşünmektir o. Vücut fazla hareket etmiyor ama, beyin çalışıyor gene. Neler yapması gerektiğini planlıyor. Kendini yeni bir işe hazırlıyor insan..                                                                                                         

Belki; “kafayı dağıtmak” için bir yere (uzlet) giden insan, orada sakin bir yerde sadece kendini dinliyor, kendi kendine konuşuyordur.

Bu hal, Risalet gelmeden önce Arap kavimlerinde yaygındı. Allah Resulü, Hira Dağı’na gider, saatlerce orada kalırdı. Hatta Hz. Hatice’nin O’na, O’nun bulunduğu yere yemek getirdiği de olurdu. Bu, sadece geleceğin peygamberine has bir hareket de değildi o zaman. Birçok tarihçi, aynı işi birçok Mekke’linin yaptığını da yazar. Yani birçok insan orada uzlete çekilmiş, bizim “kafayı dinlemek” veya “kafayı dağıtmak” dediğimiz işi yapar olmuştur.

Uzlete çekilmek, kafayı dinlemek, insanın kendisini dinlemesidir. Yeni fikirler, yeni düşünceler üretmesi demektir. Burada yapılması gereken şey kafayı boşaltacağız diye yanlışa sapmamaktır. Bir kere kafanın boşalmayacağını bilmeliyiz.

Kafayı boşaltmak; her şeyi unutmaktır. Her şeyi unutmak, delirmektir. İnsan kendi kendine konuşa konuşa delirir. Kafayı boşaltacağız diye derin düşünceler girmek tehlikelidir. Deli iki türlüdür. Kafa boşalmışsa deli; ya sürekli güler, ya sürekli düşünür. Deli sürekli gülüyorsa onun tedavisinin olmadığı söylenir. Düşünmek insana hastır ama, bunun da bir ölçüsü olmalıdır. Düşünmeyi de kıvamında bırakmak gerekir.  Sürekli düşünmek deliliğe evirilebilir. Bakırköy Akıl Hastanesinin bahçesinde deliliğin sembolü olarak düşünen adam heykeli vardır.

Problemleri unutmak için bazıları tehlikeli bir işe girişir. Kendini dağlara vurur. Diyar diyar gezer. Her şeyi bırakır. Yarım saatliğine problemlerini unutmak isteyen ise kendini içkiye verir. Sarhoş, biraz “kafayı boşaltmıştır” ama, sızdığı yerden kalkınca, unuttuğunu sandığı problemler yine karşısına dikilir. Bunun bir üst tehlikelisi; hislerin ve duyguların akla galebe çalıp insanın intihar etmesidir.

Osmanlı Sultanı 5. Murat delirmiş, doktor raporu ile tahttan indirilmiştir. Oysa; 5. Murat, şehzadeliği zamanında süper bir gençti. Yabancı bir dil bilmesi, padişah ile Avrupa gezisine çıktığında; herkesin hayranlığını toplamıştı. Devrin padişahı dururken Avrupalıların, Fransızca bilen şehzade etrafında toplanması, padişahı bile kıskandırmıştı.

Padişah 5. Murat delirince o devrin doktorları, (kafayı boşaltmak için) onu saatlerce gece ve gündür Marmara denizinde gemi ile dolaştırdılar. İçinde bulunduğu şeyleri bırakıp, kafaya taktığı şeyleri terk eder, yeni bir yol bulur belki diye.. Ama nafile.. Natura bozulmuş bir kere.. Çok düşünmek, çok iyi gelmez bazen.. Adamın biri, “kıyam bi nefsi” yi düşünmüş. Allah’ın nasıl kimseye bir ihtiyacı olmadan durduğunu.. Haddine mi? O konu insanın bilemeyeceği bir konudur. İnsanlar işte böyle yanlış sorgulama yaparsa yoldan çıkar.. Tadında bırakmak gerekir . “Her şey olacağına varır” denmiştir.

İntihar demişken; Sultan Reşat devrinde, Reşat’tan sonra en yaşlı şehzade olarak Yusuf İzzeddin Efendi padişah olacaktı. Kafası öyle şeylere takıldı ki, sonunda intihar etti. Yoksa son padişahımız Vahdettin değil, Yusuf İzzeddin olacaktı.

Efendim, biz de fazla derine dalmadan (hem düşüncenin, hem denizin) İstanbul’dan biraz uzaklaştık. “Kafayı tam boşaltmıyoruz” ama, biraz dinlenelim diye Adli Tatil vesilesiyle Edremit- Güre’ye geldik. Burada arkadaş grubumuzun bir kısmı ile beraberiz. Hepinize hayırlı günler dilerim. Allaha emanet.

Sabri TURHAN

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 05.08.2018 - 12:31 -348-
Bu sayfayı paylaşın :