Şiraz’lı Bir Meczup

-A A +A

Sıcak mı sıcak, güzel mi güzel, taze mi taze bir gündü onu gördüğümde. Bundan 150 yıl kadar önce Nasır el-Mülk isimli bir Kaşgarî’nin yaptırdığı muazzam caminin, görenlere hayranlık veren kapısı kenarındaki büyük niş içine oturmuş, durmadan tebessüm ediyor, gelene geçene ilginç pozlar veriyordu. Yanına varıp tokalaştım. Hiç, ama hiç konuşmuyor ve sadece bakıyordu. Avucuna üç beş kuruş sıkıştırsanız da, geçip gitseniz de aynı duruyor; yüzünün hatlarında hiç bir değişiklik olmuyordu. Üzeri lekelenmiş eski elbiseleri, uzamış ve belki uzunca süredir su yüzü görmemiş sakalıyla tipik bir Şirazlıydı bu. Biraz meczup, biraz ayyaş, yahut afyonkeş!

Onu Şiraz’dan alıp kuş uçmaz, kervan geçmez bir dağ köyü olan Abyaneh’e getirdim. Orada, sıkışık, kırmızı toprak sıvalı duvarların arasındaki bir sekiye oturttum. Üstte, Kerim Hanın’ın sarayına yuva yapmış bir kırlangıç yuva kurdu. Berideki kalın demir zincir üstüne bir güzel güvercin kondu. Belki Şirazlı adamcağız gece yola düşüp bilinmez yerlere gider diye eski bir fener koydum küçük niş içine. Avrupa’nın bilmem hangi şehrinde imal edilmiş bir gaz feneri bu; en azından yüz yıllık... Biz başka bir hikâye anlatmayalım şimdi, Şirazlı meczubun dışında. Niçin afyon çekiyor? Niçin hep gülüyor ve çıkmıyor kendi hayal âleminden?

Kimi seviyordu? Uğruna kurban olacağı güzel kime gitti? Varını yoğunu kumarda mı kaybetti yoksa? Ekmek alacak üç kuruşu bile kalmadı mı? Başını sokacağı bir evi, bir yurdu ve yuvası var mı? Kimsenin peşine takılmadığına göre bir bildiği vardır. Allah, encamını hayreylesin ve Allah cümlemizi korusun bütün kötü illet ve iptilâlardan...

Boşa beklemeyin. Ağzından bir tek kelâm çıkmayacak. Onun bakışları konuşur sadece. Duyan kulağı olan biraz daha dinlese olur...

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 07.09.2017 - 10:32 -298-
Bu sayfayı paylaşın :