Zarrab davasının serencamı!

-A A +A

Türkiyenin başetmek zorunda olduğu yüzlerce yakıcı problemlerle boğuştuğu ortamda bütün gündemleri geride bırakarak muhasım* (muhalif demiyorum çünkü o sıfatı hak etmiyorlar) muvafık her kesimi hop oturtup hop kaldıran konuda yazmamak olmaz.

Muhasım’ın anlamını genç nesil bilmiyor olabilir. Hasım olan kişi demektir. Yani apaçık “düşman”. Ama kime ve neye? Siyasi iktidara veya liderine muhalif ve hatta muhasım olabilirsiniz. Ama işin ucu Devletin itibar beka ve çıkarlarına zarar verecek noktaya kadar. Bundan ötesi husumettir. Devlete düşmanlıktır. Birçok kişi bu durumu “ihanet” olarak ta tanımlayabilir. Hatta bu tabiri kullamadığım için bana kızabilir. Bundan kimi kastettiğim anlaşılmıştır. Tabii ki K.K. Grup toplantısı kürsüsünde salladığı kağıtların sahte olması bir yana doğrudan Türkiye Cumhurbaşkanını hedef alması, daha da öte hasas bir zamanlamayla ABD de dün yapılan Zarrab davasıyla aynı zamana denk getirilmesi bu olayı başka türlü tanımlamayı imkansız kılıyor.

ABD de sahneye konan tiyatronun “Zarrab davası” diye anılması da yanlış. Bir kere yargılanan Rıza Zarrab değil Halk Bankası eski genel md. Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla dır. Zarrab başlangıçta sanık iken sihirli bir dokunuşla birden tanığa dönüştü. Bu sihirli dokunuşu Zarrabın, "(ABD ile) işbirliği yapmak sorumluluğu kabul etmek ve cezaevinden çıkmak için en hızlı yoldu" ifadesi açıklıyor. Rehin alınmış kişinin bu şartlar altında verdiği ifadenin bir hukuki değeri olabilir mi?

Bu davanın serencamını 2003 ten itibaren enine boyuna nasıl geliştiğini yazılı  görüntülü medya en ince detayına kadar yazdı ve yazıyor. Tekrara gerek yok. Burada yapılması gereken şey, bu davayı doğru anlamlandırmak ve yerli yerine oturttuktan sonra aksiyona geçmek olmalıdır. Öncelikle her kesimi etkisi altına alan aşırı heyecan ve reaksiyonlardan sıyrılıp sakince değerlendirme yapmak gerekir. Konu etrafında oluşturulmaya çalışılan dezenformasyon dalgalarına karşı hemen harekete geçilmelidir.

Doğru bilinen yanlışlardan ilki davanın temel tezi olan BM nin 2006 da İrana karşı aldığı Ambargo kararı değildir. Burada yargılamaya konu olan ABD Temsilciler Meclisi ve Senatonun 6 Şubat 2010 da İrana karşı aldığı ambargo kararıdır. Bu karar Sadece ABD yi bağlar ve Uluslar arası hukukta bağlayıcılığı yoktur. Türkiyenin ihlal ettiği hiçbir Uluslar arası bağlayıcı hukuk kuralı yoktur. ABD nin böyle bir mahkemeyi başlatması Uluslar arası hukuka aykırıdır. Basında yer alan değerlendirmelere bakınca ABD nin bu konuda attığı her adım sanki meşru imiş gibi izlenim veriliyor.

Mahkemenin amacının, sanık Atilla nın şahsında Türkiye Cumhuriyetini ve Cumhurbaşkanını yargılayıp itibarsızlaştırma operasyonu olduğu açık. Hiç ilgisi yokken  hakimin Zarrab’a “o dönemde başbakan kimdi?” diye sorup Erdoğanın isminin zabıtlara geçmesini sağlaması sonuçta olayın siyasi iradenin emriyle gerçekleştiğini iddia etme amacını sırıtıyor. Eğer atılı suç ABD'nin iç hukukunu bağlayan bir ambargo kararına uyulmaması ise bu tiyatrolara hiç gerek yok. Zaten o dönemin Başbakanı ve Enerji Bakanı bu ambargonun Türkiyeyi bağlamadığını ve İran ile doğal gaz ticaretine devam edileceğini açıklamıştı.

Yapılan bu ticaret bir suç ise ( ki değil) olay Türkiye ile İran arasındadır. Yargılama da Türkiyede yapılmalıdır. Amerikada işlenen bir suçun sanığını nasıl ki Türkiye yargılayamazsa ABD nin de bu kişileri yargılamasının hiçbir uluslar arası hukuk mesnedi yoktur. Ülkeler arası sanık veya suçlu iadesi anlaşmaları bunun için var. Fakat işin bu yönünün gözden kaçırılması için dünya kamuoyunun dikkati işin rüşvet ve yolsuzluk olayı olarak çelinmeye çalışılıyor. Savcının mahkeme sorgulamasında çok detaylı bir şekilde  Zarrab’a kimlere rüşvet verdiği soruları sorması bunu gösteriyor.

Doğrusu işin rüşvet kısmında bu iddiaların yargı önüne getirilmesinin yolu siyasi irade tarafından açılmalı idi. Fakat buradaki problem şu ki; 17/25 Aralık operasyonları ve FETÖ cülerin Yargı ve Emniyet kurumlarını ahtapot gibi sardığı dönemde bu olayı Erdoğanın organize ettiği ve Rüşvet aldığı iddiaları uydurma ses kayıtları ile iddia ediliyordu. Yani hedef Erdoğan idi. Nitekim İlk seçimlerde adı geçen bakanlar tasfiye edildi ama rüşvet iddialarının üzerine gidilmedi. Şimdi bu zayıf alan alabildiğine kullanılıyor.

Peki bu davanın sonucunda ne olur; Mahkeme Halk Bankasına Türk ekonomisini sarsacak büyük miktarda ceza keser. Türkiye ödemez. Buna istinaden ABD Dolar üzerinden işleyen Dünya ticaretini ve bankalar arası Dolar işlemlerini kontrol etme avantajını kullanarak Halk bankasını yasaklayabilir. Türkiye için de fırsat kolladığı ambargo kararını Temsilciler Meclisine aldırabilir. Bu bizim ekonomimizi çökertir mi? Sanmam ama ekonomimizi hayli sarsacağı belli. Bu da içeride Ak Parti iktidarını ekonomik boyutta zorlayacaktır.

Bu davanın asıl hedefi 2019 daki Başkanlık seçimleridir. KK nın da tam bu kertede devreye girmesi bunu gösteriyor. Bir taraftan yolsuzluk iddiaları peş peşe salvolarla o güne kadar dinmeyecek. Bir taraftan da ekonomik savaş ve ambargolar yoluyla halkın sıkıntıya girmesi sağlanacak. Erdoğan itibarsızlaştırılarak seçimi kaybetmesi sağlanacak. Böylece Davos’un Mavi Marmara’nın da intikamı alınacak. Bu tabloya bir de PYD-PKK aracılığıyla Suriye cephesinde başımıza sarılan tehditleri de katın.

Tabii bunlar ABD nin Siyonist derin devletinin kurgusu. Bu güne kadar Türkiye, ekonomik siyasi, silahlı, yargısal her türlü darbe ve saldırıyı fazla hasar görmeden atlatmasını bildi. Birlik beraberlik ve Devletin bekasına yönelik tehditler karşısında göstereceğimiz bilinç ve direnç bütün sıkıntıları aşacaktır. Bunun işaretleri de görülmüyor değil. Zıt siyasi kutuplarda yer alan Bahçeli’nin. Perinçek’in ve Karamollaoğlu’nun ortaya koyduğu tutumlar bu bilinç ve dayanışmanın gelişmekte olduğunu gösteren umut verici işaretler. Bu dayanışma Başkanlık seçimlerine kadar devam ederse bütün komplolar bir Bumerang gibi ABD nin başına çarpacaktır. 02.12/H.A

Kategori: 

2 Comments

Eyvallah Hocam."Bu dayanışma

Eyvallah Hocam. "Bu dayanışma Başkanlık seçimlerine kadar devam ederse bütün komplolar bir Bumerang gibi ABD nin başına çarpacaktır".

"Bu dayanışma Başkanlık

"Bu dayanışma Başkanlık seçimlerine kadar devam ederse bütün komplolar bir Bumerang gibi ABD nin başına çarpacaktır".sözüne aynen katılıyorum. Elinize dilinize sağlık Hocam. Yazılarınızın kalitesi sarrafın alından analdığı gibidir. Teşekkürler.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 01.12.2017 - 14:35 -448-
Bu sayfayı paylaşın :